Ordu’nun Dereleri…

Ekim 6th, 2008 by onetreehill

Gidiyurum, 10 yıldır gitmediğim şehre, memleketime gidiyorum. Uzun süredir her halinden sıkıldığım şehirden kısa da olsa uzaklaşıyorum.

Bayram zamanı gittiğimiz için ve ani karar olduğundan, hiçbir uçak da yer bulamadık ve 16 saatlik işkence çektim yollarda… Otobüs de çeşit çeşit insanla tamı tamına yarım gününden fazla bir zaman geçiriyorsun, çocuklar, yaşlılar, yanına soğan, ekmek ve haşlanmış yumurta getirip otobüsün içinde yemeye çalışan insanlar… Arada bir kokular değişiyor o ayrı…

Ordunun Aybastı ilçesinde evimiz, uçurumlardan geçiyorsun yaklaşık 2 saat kıvrıla kıvrıla ilerliyor otobüs. Teker az kaysa aşağıdasın, eller de tespih herkes dua okuyor…Ciddi anlam da korkunç yollardan geçtik, çocukken bunun farkında olmuyordum tüm yolu uyuyarak geçirdiğim için…

Yolun bitmesine 1 saat kala uymuşum, uyandığım da otobüsün camından ananemi ve kuzenlerimi görünce sevgi patlangıcı yaşadım… Öptüm ellerinden ananemin, yanaklarından makas aldım kuzenciklerimin :)

Hemen partopar eve gittik. Yengem mis gibi yemekler hazırlamış, sanırım bunu çok özlemişim, kara lahana dolması, mısır çorbası, su böreği, baklavalar, soba da közlenmiş kartopu dedikleri beyaz patatesler… Güzel bir sofra ve tatlı bir muhabbetin ardından minik kuzenlerim beni gezdirdiler, köyümüzün büyüklerini gördüm direk tanıdılar yalnız “Aaaa bu Saliha`nın torunu Sibel değilmi? Gel kız buraya, ayakları yere basasıca… serpilmişsin sen,everelimmi seni? Otur bakem şuraya.. Hiii bunun ayakları yere de basıyo tamam evlilik çağı gelmiş…” vs vs ardı arkası kesilmeyen cümlelerden kızara bozara sürekli duydum :)

Köyümüzün güzel kızları hiç yalnız bırakmadılar beni, hatta bir gece toplandık birisinin evinde kaldık… Uzun bir muhabbet sonun da uyuyalım dedik divan denen birşey var sert yastıkları olur belki bilirsiniz, uzandım ona kızlar film seyrediyorlar, onlarda ışığı fln kapattılar. Tam dalıyordum uykuya çıtır çıtır sesler duydum yanımda ki Divan da Tuğba`ya sordum “O ses ne?” diye, “Fare var bu evde bilmiyormusun?” dedi… Meğer bu ev eskiymiş babannesinden kalma yalnız kalalım diye orayı seçmişler… Sobanın altında cevizler vardı bütün gece fareler cevizleri kırmaya çalıştılar, uyutmadılar beni, korkuyorum da… Ulan dedim verin bana şu cevizi ben kırıyım da öyle yesinler, yeterki şu sesleri duymayayım…

Ertesi gün eve gidip hemen uyudum, anneme söyledim, çok güldüler dalga geçtiler benle :/

Bayramın 1. günü samsundan teyzemler ve dayımlar geldi, tamı tamına 7 kuzen bir araya geldik, en büyükleri bendim, hepsi o kadar tatlı ki nasıl özlemişim yeaa :/

bayramın 2. günü hasta oldum, temiz hava çarptı sanırım, temiz havayı görünce.. 3 . gün iğneler doktorlar… Çok gezdim abi görgüsüzmüyüm neyim…Ordunun derelerine bile gördüm,hatta çektim, gayette aşağı akıyor… Bakınız :P

Bu arada otobüsde dinlediğim şarkıyı hala dinliyorum,

Grup Vitamin - Arabesk Dinliyorum Kaşlarım Çatık

04.10.2008  sblylmz

Posted in onetreehill having no comments »

Bugün mü?

Eylül 27th, 2008 by onetreehill

Bugün farklı bir şey yapayım diyorum. Günümü paylaşmak istiyorum. Çok güzel aslın da bir o kadar da kötü bir gündü bugün…

Uzunca süredir arkadaşım, kardeşim, dostumu göremedim. Bu bayram gelecek İstanbul’a ancak ananem biraz rahatsız olduğu için ani bir kararla 10 senedir gitmediğim memleketime Ordu’ya gideceğimiz kararı çıktı. Bu kararla birlikte bir taraftan memleketimi görme sevinci var diğer taraftan Zeynep’i görememe üzüntüm…

Yaklaşık 1 buçuk aydır evdeydim, çalışmıyordum. Bütün zamanım sınavlarla mulakatlarla geçti. Zorlu günler yaşadım. En son İng Bank mülakatlarına girdim iki haftalık bir süre cevap gelmeyince umudumu yitirmiştim doğrusu. Ancak bu sabah gelen bir telefonla mulakatı kazandığımı öğrendim, 8 Ekim de işe başlıyorum. Uzun bir süre tembellikden sonra tekrar iş hayatına giriyorum. Biraz alışması zor olacak ama can sıkıntısından da kurtulmuş olacağım. :)

Hayatıma giren bir kaç kişinin yaşantımı daha da kötüye çevirmesine izin verdim, kendim gibi sanıyorum herkesi, onlarla gülüyor, onlarla ağlıyorum. Bilemiyorum ki arkamdan iş çevirdiklerini…. Bugün onu da öğrendim, nasıl yüzüme hala gülebiliyorlar anlamış değilim, soğuttular beni herşeyden, güvenim kalmadı kimseye, dostluğa, arkadaşlığa… Gün olur devran döner, şimdilik susuyorum ancak zamanı gelince güzel konuşacağım…

Keşke ne olacağını önceden kestirebilsek, anlayabilsek insanların iç yüzünü. En azından ufak bir kopya verebilse hayat bize ne güzel olurdu he…?

Posted in onetreehill having 3 comments »

O An

Eylül 17th, 2008 by onetreehill

Kirli pas tutmuş hayatı birde camın arka tarafından seyretmek gerekiyormuş meğer…
Evet, seyrettim gördüklerim yanıltmadı beni. Baktığım herşey de bir umut aramak, bekleyiş içerisinde zamanı öldürmek aslında başlı başına bir kayıp,körlük ve tertemiz bir dünya da çamura batmaya giden bir yolmuş… Bir çok omuza yaslandım, belki de o an için her bir omuzda sıcaklık hissettim. O omuza yaslandığım an geçmişe ağlıyordum, yarını bilmiyordum hatta o gün için yaşamıyordum bile, nereden bilebilirdimki yarın ağlayacağımı…Başımı yasladığım her bir omuzun zamanla bana sırt çevireceğini, ya da benden istenen veya beni bastırmak için verilen görevin sonuna geldiklerini nereden bilebilirdim ki…

Uyurken korkudan yorganı yüzüme kapıyorum artık, lambayı bile söndüremiyorum, siyahı beğendiğim kadar ondan nefret de ediyorum.Gölgelerin bu kadar üzerime geleceğini bilmezdim …Oyunlarda kullanırdım, şekiller çıkarırdım, git gide üzerime geliyorlar ismini bilmediğim şekiller…

Doluyorsun… yanaklarından süzülmesi gereken damlaları içine akıtıyor, elindeki sigarayı bile tersten yakıyorsun. Her nefes alıp verişin de döküyorsun parçalarını, ya yavaş yavaş tükeniyorsun, ya da sağlam bir deriye sahip olmaya başlıyorsun.Karşına herzaman çıkan ve çıkmaya devam eden iki yoldan birini değil aradaki dağa tırmanıyorsun.Kimbilir belki de en iyisini yapıyorsun…

Bir insan birden fazlayerde nasıl olur diye düşünürken, farkettimki baktığım heryere o insanı taşıyabilmişim. Peki bunu nasıl yapıyordum, heryere onu taşırken yanımdan uzaklaştırıyormuydum acaba? Etrafımdaki hiçbirşeyi göremiyorum, bu bir körlükmüdür? Hayır… Bu bir körlükse O`nu nasıl görüyordum?

Kulağımda çınlayan,içimi darmadağın eden o sesin
Aslın da bir inleyiş olduğunu
Gözümün önüne inen kapkara perdenin arkasında
Gizlenenin sen olduğunu
Ellerimdeki sıcaklığın kaynağının
Avuçların olduğunu
Bana anlatılan hikayenin
Gerçekten doğru olduğunu
Ve benim bunları anlamayacak kadar
Aptal olduğumu düşünmek bile istemiyorum…!

Şimdi gülüyorum…

Hayat o an bir ruh gibi ellerimden kayarken nasıl tuttuğumu, korkularımın karşısına geçip ölüm pahasına savaştığımı, karanlığa nasıl tırnaklarımı geçirdiğimi bilemezsiniz…

Sibel Yılmaz
Not: 04.08 (Nisan) da yazmış olduğum ve bugün toparlamış olduğum yazımdır.

Posted in onetreehill having no comments »

About onetreehill

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit. Aliquam justo tortor, dignissim non, ullamcorper at, lobortis vitae, risus. Cum sociis natoque penatibus et magnis dis parturient montes, nascetur ridiculus mus. Aliquam erat volutpat. Aenean mi pede, dignissim in, gravida varius, fringilla ullamcorper, augue.

(edit footer.php to change this text)