onetreehill

Doluyorsun… Yanaklarından süzülmesi gereken damlaları içine akıtıyor, elindeki sigarayı bile tersten yakıyorsun…

Bugün mü?

Eylül27

Bugün farklı bir şey yapayım diyorum. Günümü paylaşmak istiyorum. Çok güzel aslın da bir o kadar da kötü bir gündü bugün…

Uzunca süredir arkadaşım, kardeşim, dostumu göremedim. Bu bayram gelecek İstanbul’a ancak ananem biraz rahatsız olduğu için ani bir kararla 10 senedir gitmediğim memleketime Ordu’ya gideceğimiz kararı çıktı. Bu kararla birlikte bir taraftan memleketimi görme sevinci var diğer taraftan Zeynep’i görememe üzüntüm…

Yaklaşık 1 buçuk aydır evdeydim, çalışmıyordum. Bütün zamanım sınavlarla mulakatlarla geçti. Zorlu günler yaşadım. En son İng Bank mülakatlarına girdim iki haftalık bir süre cevap gelmeyince umudumu yitirmiştim doğrusu. Ancak bu sabah gelen bir telefonla mulakatı kazandığımı öğrendim, 8 Ekim de işe başlıyorum. Uzun bir süre tembellikden sonra tekrar iş hayatına giriyorum. Biraz alışması zor olacak ama can sıkıntısından da kurtulmuş olacağım. :)

Hayatıma giren bir kaç kişinin yaşantımı daha da kötüye çevirmesine izin verdim, kendim gibi sanıyorum herkesi, onlarla gülüyor, onlarla ağlıyorum. Bilemiyorum ki arkamdan iş çevirdiklerini…. Bugün onu da öğrendim, nasıl yüzüme hala gülebiliyorlar anlamış değilim, soğuttular beni herşeyden, güvenim kalmadı kimseye, dostluğa, arkadaşlığa… Gün olur devran döner, şimdilik susuyorum ancak zamanı gelince güzel konuşacağım…

Keşke ne olacağını önceden kestirebilsek, anlayabilsek insanların iç yüzünü. En azından ufak bir kopya verebilse hayat bize ne güzel olurdu he…?

O An

Eylül17

Kirli pas tutmuş hayatı birde camın arka tarafından seyretmek gerekiyormuş meğer…
Evet, seyrettim gördüklerim yanıltmadı beni. Baktığım herşey de bir umut aramak, bekleyiş içerisinde zamanı öldürmek aslında başlı başına bir kayıp,körlük ve tertemiz bir dünya da çamura batmaya giden bir yolmuş… Bir çok omuza yaslandım, belki de o an için her bir omuzda sıcaklık hissettim. O omuza yaslandığım an geçmişe ağlıyordum, yarını bilmiyordum hatta o gün için yaşamıyordum bile, nereden bilebilirdimki yarın ağlayacağımı…Başımı yasladığım her bir omuzun zamanla bana sırt çevireceğini, ya da benden istenen veya beni bastırmak için verilen görevin sonuna geldiklerini nereden bilebilirdim ki…

Uyurken korkudan yorganı yüzüme kapıyorum artık, lambayı bile söndüremiyorum, siyahı beğendiğim kadar ondan nefret de ediyorum.Gölgelerin bu kadar üzerime geleceğini bilmezdim …Oyunlarda kullanırdım, şekiller çıkarırdım, git gide üzerime geliyorlar ismini bilmediğim şekiller…

Doluyorsun… yanaklarından süzülmesi gereken damlaları içine akıtıyor, elindeki sigarayı bile tersten yakıyorsun. Her nefes alıp verişin de döküyorsun parçalarını, ya yavaş yavaş tükeniyorsun, ya da sağlam bir deriye sahip olmaya başlıyorsun.Karşına herzaman çıkan ve çıkmaya devam eden iki yoldan birini değil aradaki dağa tırmanıyorsun.Kimbilir belki de en iyisini yapıyorsun…

Bir insan birden fazlayerde nasıl olur diye düşünürken, farkettimki baktığım heryere o insanı taşıyabilmişim. Peki bunu nasıl yapıyordum, heryere onu taşırken yanımdan uzaklaştırıyormuydum acaba? Etrafımdaki hiçbirşeyi göremiyorum, bu bir körlükmüdür? Hayır… Bu bir körlükse O`nu nasıl görüyordum?

Kulağımda çınlayan,içimi darmadağın eden o sesin
Aslın da bir inleyiş olduğunu
Gözümün önüne inen kapkara perdenin arkasında
Gizlenenin sen olduğunu
Ellerimdeki sıcaklığın kaynağının
Avuçların olduğunu
Bana anlatılan hikayenin
Gerçekten doğru olduğunu
Ve benim bunları anlamayacak kadar
Aptal olduğumu düşünmek bile istemiyorum…!

Şimdi gülüyorum…

Hayat o an bir ruh gibi ellerimden kayarken nasıl tuttuğumu, korkularımın karşısına geçip ölüm pahasına savaştığımı, karanlığa nasıl tırnaklarımı geçirdiğimi bilemezsiniz…

Sibel Yılmaz
Not: 04.08 (Nisan) da yazmış olduğum ve bugün toparlamış olduğum yazımdır.

Kendi Objektif’imden…

Eylül5

Çanakkale - Yenice göleti…

Çok değerli iki arkadaşım… ( Huzur sevdiğinin elini sımsıkı tutmaktır…)

Muhteşem bir görüntü…

İstediğim gibi olmadı ama…

« Eski Yazılar